Çilek Ayı ile yaz gündönümü 68 yıl sonra tekrar yaşandı

2016-06-22 08:25:00
Çilek Ayı ile yaz gündönümü 68 yıl sonra tekrar yaşandı |  görsel 1

Bu sene yaz gündönümü, "strawberry moon" yani Çilek Ayı ile aynı güne denk geldi. Bu doğa olayına insan hayatında bir kez tanık olabiliyor... En uzun gündüzü yaşadığımız gün olan ve yazın başlangıcı kabul edilen yaz gündönümünde kuzey yarım kürede ortalama 17 saat gün ışığından faydalanılıyor. Türkiye’de ise en uzun gündüzü ortalama 15 saat yaşıyoruz. 21 Haziran diye bildiğimiz ancak esasen 20 ila 22 Haziran arasında bir güne denk gelen yaz gündönümü bu sene 20 Haziran’da yaşandı. Öte yandan 2016 özel bir yıl, zira yaz gündönümü “Çilek Ayı” ismi verilen dolunayla aynı güne denk geldi. Bu iki doğa aynın tam olarak aynı güne denk gelmesi bundan tam 68 yıl önce 21 Haziran 1948 yılında gerçekleşti. İnsanın ömründe bir ya da (o kadar uzun yaşayabilirse) iki kez yaşayabildiği bu doğa olayı bir daha 70 yıl sonra meydana gelecek. ÇİLEK AYI NEDİR? İngilizcede Strawberry Moon olarak adlandırılan Çilek Ayı, yerli Amerikan kabileleri tarafından Haziran ayında gerçekleşen dolunaya verilen isim. Çilek hasatı zamanına denk geldiği için bu dolunaya “Çiley Ayı” adı verilmiş.... Devamı

'Gizemli gezegen'in yeni fotoğrafları yayımlandı

2016-06-04 01:34:00
Gizemli gezegenin yeni fotoğrafları yayımlandı |  görsel 1
Gizemli gezegenin yeni fotoğrafları yayımlandı |  görsel 2

NASA, gizemli gezegen olarak bilinen Plüton'un yeni fotoğraflarını yayımladı. Fotoğraflarda mavi bir gökyüzü ve kırmızı buz kütlelerinin olduğu görülüyor. FLORİDA (AA) - ABD Uzay ve Havacılık Dairesi'nin (NASA), "gizemli gezegen" olarak bilinen Plüton'a ait yayımladığı yeni fotoğraflarda gezegenin mavi bir gökyüzüne sahip olduğu görülüyor. NASA, bugün uzay aracı "New Horizons" (Yeni Ufuklar) tarafından çekilen Plüton'un yeni fotoğraflarını yayımladı.  "New Horizons" ekip lideri bilim adamı Dr. Alan Stern yaptığı açıklamada, Plüton'daki mavi gökyüzünün "göz kamaştırıcı" olduğunu ifade etti. Stern, gezegendeki mavi gökyüzünün, etrafındaki puslu katmanın büyüklüğü ve yapısı hakkında bilgi verebileceğini söyledi. Fotoğraflarda ayrıca gezegenin yüzeyinde çok sayıda kırmızı buz parçacıklarının bulunduğu görülüyor. Plüton'un daha önce yayımlanan fotoğraflarında gezegenin yüzeyinde kum tepecikleri olduğu sanılan yükseltiler, vadiler, yüzen buz kütleleri ve etrafında puslu bir katman görülmüştü. Araştırmacılar, Plüton'da dağ benzeri yapıların bulunduğunu ve buzlarla kaplı dağların 3 bin 400 metrelik yüksekliğe sahip olduğunu açıklamıştı. Dağların yaşının 100 milyon yıldan daha genç olduğunu tahmin eden araştırmacılar, "Bu da cüce gezegenin jeolojik olarak aktif olduğunu gösteriyor" değerlendirmesi yapmıştı. Güneş Sistemi'ndeki yolculuğuna 19 Ocak 2006'da Florida'daki Cape Canaveral uzay üssünden fırlatılarak başlayan "New Horizons&qu... Devamı

Radarın İcadı

2010-12-20 04:18:00

Radarın İcadı İskoçyalı mucit Robert Watson-Watt günümüz radar sisteminin mucidi olarak tarihe geçmiştir. Watson-Watt radarı bulmadan önce buna benzer birçok deneme farklı mucitler tarafından gerçekleştirilmiş ve bazılarının patentleri alınmıştır. Christiyan H. Ismeyer deniz yolculukları sırasında oluşan gemi kazalarını önlemek için kesintisiz radyo dalgaları kullanarak nesnelerin belirlenmesini sağlayan bir sistem geliştirmiş ve 1904 yılında patentini almıştır.1926 yılında ise İskoçyalı John Logie Baird  kısa boylu elektromanyetik dalgalar kullanarak nesneleri belirlemeyi başardı. Benzer başka bir buluşsa Alman Rudolf Kühnold’un radyo dalgaları ile nesnelerin saptanmasına yarayan cihazıydı.(1933) Radar sistemi yalnızca nesnelerin saptanması için değil aynı zamanda ne kadar uzaklıkta olduğunu, hızını ve şeklini belirleyebilen bir cihazdır. Watson-Watt’tan önce sadece nesnelerin tespiti ile ilgili çalışmalar yapılmıştı. Bir nesnenin hem tespiti hemde ne kadar uzaklıkta olduğunu ölçen ilk radarı Watson-Watt 1935 yılında buldu ve patentini aldı. Aynı yıl içinde Hava Savunma tarafından desteklenen bir bilimsel araştırma grubuna dahil edildi. Kendisinden radyo dalgaları ile düşman uçaklarının yok edilip edilemeyeceğine dair rapor istendi. Watson bu konu üzerinde derin araştırmalar yaptıktan sonra bunun mümkün olmadığını ancak radyo dalgaları sayesinde uçakların yer yön ve hız tespitlerinin mümkün olduğunu belirten bir rapor teslim etti. 26 Şubat’ta ilk denemesi başarıyla gerçekleştirildi ve 17 Eylül tarihinde ilk kullanılan radarı üretti. Devamı

İnternetin İcadı

2010-12-20 04:15:00

İnternetin İcadı İnternet (1991): İnternetin büyükbabası ARPAnet’in ilk çalışmaları, soğuk savaş döneminde yapılmış. Amaç, yeni bulunan NCP (Network Control Protocol) protokolü sayesinde birbirine bağlanabilen bilgisayarlarla birbirine uzak iki askeri üs arasında bilgi akışını devamlı tutmakmış. 1968′de artık ağır kalan ARPAnet yerine NSFnet kurulmuş ve bu sefer ağa üniversiteler de bağlanmış. Bu ağ, bugün internet dediğimiz devasa şeyin omurgasını oluşturmuş. Devamı

Televizyonun İcadı

2010-12-20 04:13:00

Televizyonun İcadı 21. yüzyılın vazgeçilmez aletlerinden biri olan televizyonun tarihi, 75 yıl önce, İskoç mucit John Logie Baird ’in keşfiyle başladı. Baird, 21. yüzyılda insanları saatlerce karşısında oturtabilen televizyonun babasıydı. Keşif merakı çocuk yaşlarda başlayan Baird, 12 yaşında, evine bir elektik sistemi döşemiş ardından yoldayken arkadaşlarıyla konuşmasını mümkün kılacak ilk telefon santralini geliştirdi. İskoçyaya’da Kraliyet Teknik Koleji’nde elektrik dersleri alan Baird, Glascow üniversitesinde elektrik mühendisliği okudu. Birinci Dünya Savaşı sırasında eğitimine ara veren mucit, silahlı kuvvetlerde çalışmak istedi ama kabul edilmedi. Başvurusu reddedilen Baird, Clyde Valley Elektrik Enerjisi Şirketi’nde çalışmaya başladı ancak sağlık problemleri işi bırakmasına sebep oldu. Clyde Valley ’den sonra aralarında Trinidad ’da bir reçel fabrikasında işçiliğin de bulunduğu çeşitli işlerde çalışan Baird, nihayet 1922’de memleketi Sussex ’e geri dönen ve burada tamirciliğe başladı. Nakkaş mucit Sussex’ deki mütevazı hayatı, Baird ’i 50 yıldır düşlediği televizyon icadı üzerinde yoğunlaşma fırsatı verdi. Parası olmadığı için ilk televizyonunu bir lavabo ve bir çay tenekesiyle yapan Baird, bir sonraki denemesinde projeksiyon lambasını bisküvi kutusuyla kaplayıp basit bir düzenek geliştirdi ve düzeneğe kullanılmış lenslerle devrelerden tarama diskler ekledi. Baird ’in icat ettiği bu düzenek, tahta çubuklar arasına nakış iğneleri ve balmumuyla tutturulan bir cihaz olarak TV’nin dedesi kabul edildi. Çalışmalarını bundan sonra da sürdüren mucit, 1925’de hayal ettiği gibi, “Stok ey Bill” adını verdiği ilk ilkel televizyonda görüntü transmisyonunu da gerçe... Devamı

Telefonun İcadı

2010-12-20 04:10:00

Telefonun İcadı XIX. yüzyılın son çeyreğinde Morse telgrafı standart araçları, kuralları ve uzmanlarıyla tam örgütlenmiş bir kamu hizmeti durumuna gelmişti. Ve sayısız araştırmacılar daha da geliştirmek için harıl harıl çalışmaktaydılar. Çabaları özellikle iki yön izlemekteydi: En kısa zamanda masrafları karşılayacak azami hızı ulaşımda sağlamak; bir de Morse alfabesini bir yana bırakıp mesajları normal yazıyla alabilmek… Birincisini duplex (çift taraflı haberleşme) tekniğiyle yani her iki yönden birden mesaj göndermek yoluyla sağladılar. Bu güzel icat iki kişinin eseri oldu: Wheatstone (1852) ve Amerikalı Stearns (1868). Ünlü Thomas Edison da bunu 1871′de guadruplex sistem haline soktu. İkinci sorun için ilk çözüm bulan İngiliz Davit Hughes (1831-1900) oldu.1855′te alfabenin harflerine karşılık olan bir klavye teklif etti. Ama yine de en köklü çözüm yolunu basit bir telgraf teknisyeni olan Fransız Emile Baudot (1845-1903) gösterdi. 1874′te karma bir yol Hughes ile şirketinin kullandığı Morse makinelerinin birleştirilmesini teklif etti. Ve bunu gerçekleştirmeyi başardı. Böylece yazılı bir telgraf meydana getirmekle kalmadı, birkaç mesajı (5-6 taneyi) birden gönderme imkânını da sağlamış oldu. Açıkgöz bir adam olan Baudot, icadının beratını almaya ve makinesini P.T.T.’ye kabul ettirmeyi başardı. Bunun kendisine paraca bir tatmin sağladığı söylenemezse de adının Morse’unki gibi gelecek kuşaklara bir cins isim olarak kaldığını görmek kıvancına erişti. Telefon Baudot’nun ilk denenmesi sırasında icat edildi. Bu icadın da uzun bir geçmişi olmuştur. İlkini, sicimi: telefonu (Hooke) bir yana bırakalım; 1782′de sesleri 800 m. uzağa götürmeyi deneyen Papaz Dom Gauthey’i de anıp ge&cce... Devamı

Balonun İcadı – Balonun Tarihi

2010-12-20 04:09:00

Balonun İcadı – Balonun Tarihi Buhar sorununu bilimsel yönden geliştirmesinden ötürü Watt, bu devrimlerin kaynağı sayılmalıdır. Ondan önce Newcomen’in makinesi ağır ve zor ilerliyor, teknik yerinde sayıyordu. Watt’ın aracılığıyla bilimin işi ele alması üzerine bu yavaş gidişte birden bir canlanma görüldü. Tekniğin ilerleyişi bir devrim niteliğini aldı, olayların akışı büyük bir hız kazandı. Bilim, insanlık tarihinde üçüncü defa müdahalede bulunuyordu, ama bu müdahalesi, toplumda bundan böyle büyük bir rol oynayacağını kanıtlayacak nitelikteydi. Şimdilik bütün rolü, yalnızca icat edilmiş bir makinenin geliştirilmesi ve mükemmelleştirilmesiydi. Ama bundan sonra tam tersine bir oluşumla karşılaşılacağı anlaşılıyordu. Çünkü bilim bazı dallarda tekniğin kendisinden önce davranmasına meydan vermeyecek kadar ilerlemişti. Artık mucite hangi yönün daha elverişli ve hangi bulguların daha yararlı olacağını bilim gösterecekti. Söz hakkı, usta teknisyenlerin değil, bilimsel düşünce ve deneylerle ilerleyen bilim adamlarınındı. Bu dönemin bilimi en çok gazlar konusunda, ilerlemiş bulunduğuna göre, en göz kamaştırıcı icadını da elbette bu alanda verecekti. Bu döneme kadar “gaz teorisi”ni kuranlar fizikçiler olmuştu; yani gazların yalnız fiziksel özellikleri üzerinde durulmuştu. XVII. yüzyılın ortalarına doğru kimyacılar da bu konuya ilgi göstermeye başladılar, o güne kadar yalnız bir tür “hava” var sanılıyordu; o da soluk aldığımız hava; Fransa’da Lavoisier ve Berthollet; İngiltere’de Cavendish ve Priestley; İsveç’te Scheele; Rusya’da Lomonosov genel olarak kullanılan “hava” teriminin birçok gazları kapsadığını kanıtladılar; 1772′de Priesl... Devamı

En Yakın Yıldızlar Hangisi

2010-12-14 00:45:00

En Yakın Yıldızlar Hangisi Güneş sıradan bir yıldızdır. Kütle ve ışıma gücü bakımından ortalamanın biraz üzerinde olmakla birlikte parlak, büyük kütleli Yıldızların yanında biraz soluk benizli kalır. Bazı yıldızların kütlesi Güneş'in kütlesinin birkaç katı, bazılarınınki ise 100 katı olabilir ama yakınımızdaki yıldızların tipik kütlesi Güneş'in kütlesinin üçte biri civarındadır. Yıldızlar kimi zaman çiftler halinde bulunur. Bu durumda yıldızların yörünge hareketlerini birbirlerine uyguladıkları karşılıklı kütle çekim kuvvetleri belirler. Bu karşılıklı dans astronomlara çift yıldızların kütleler ini doğrudan ölçme olanağı sağlar. Tek başına bulunan yıldızların kütleleri , ışıma güçleri ve renkleri gözlenerek, dolaylı bir yoldan ölçülür. Bir yıldızın ışıma gücü kütlesine çok duyarlı bir biçimde bağlıdır: kütle ikiye katlandığında ışıma gücü 10 kat artar. Yıldızın ışıma gücü arttıkça sıcaklığı da artar. Yıldız hemen hemen mükemmel bir fırına ya da kara cisme benzer. Kara cismin sıcaklığı arttıkça yaydığı karakteristik ışınımın dalgaboyu kısalır, sıcaklık azaldıkça dalgaboyu uzar. Bu nedenle sıcak kara cisimler mavi, soğuk kara cisimler ise kırmızı renklidir. Genelde, yaydığı ışınımın dalgaboyu kara cismin sıcaklığının bir ölçüsüdür. Astronomlar bir yıldızın sıcaklığını renginden, ya da başka bir deyişle ışığının tayfını elde ederek ölçerler. Yıldızlar bir dereceye kadar ideal ışınım yayıcılar olduklarından, yıldızın büyüklüğünü rengine ve ışıma gücüne bakarak anlayabiliriz: ışıma gücü yüksek, sıcak ve mavi olanlar dev; sönük, serin ve kırmızı olanlar cücedir. Yakın yıldızlar arasın... Devamı

Dünya Neden Dönüyor?

2010-12-14 00:41:00

  dünya Neden Dönüyor Sadece dünya, değil, diğer gezegenler de, uyduları da, Güneş de, Güneş Sistemi de, galaksiler de dönüyorlar. Bütün bu dönüşlerin ne zaman, niçin ve nasıl başladıkları bilinmiyor. Dünyanın dönüş sebebi basitçe, başlangıçta gaz bulutu şeklinde olduğu, bu gaz bulutunun sürekli döndüğü, sonradan katılaşıp dünya oluşunca onu durduracak bir kuvvet olmadığından dönmesine devam ettiği şeklinde izah ediliyor. Dünyanın ve Güneş Sisteminin oluşumu ile ilgili en çok kabul gören varsayıma göre 10-15 milyar yıl önce bir gaz bulutu oluşm Aya başlıyor. 5-6 milyar yıl önce muhtemelen y akınlarda bir yerde bir süpernova patlamasından oluşan şok dalgaları, gaz ve toz parçalarından oluşan bu bulutun dönmeye başlamasını sağlıyor. Başlangıçta bir küre görüntüsünde olan bulut gittikçe daha hızlı dönüyor ve yoğunlaşıyor. Bunun sonunda da şekli düzgün bir disk halini alıyor. Merkezkaç kuvvetin etkisiyle bir miktar madde merkezden dışarı Doğru atılıyor. Kendi aralarındaki çekim güçlerinin etkisiyle birleşen bu parçalar, dünya ve diğer gezegenleri oluşturuyorlar. Merkeze doğru çökenlerden de Güneş meydana geliyor. Dünyanın, ve gezegenlerin hem kendi çevrelerinde hem de Güneş'in etrafında aynı yönde, aynı düzlemde ve Güneş'in dönüş yönü doğrultusunda dönmeleri bu teoriyi destekliyor. Ancak Venüs'ün diğer gezegenlere göre ters yönde dönmesi, Uranüs'ün kutbu Güneş'e bakacak şekilde tepe taklak dönmesi, Pluto'nun diğerlerine göre hayli eğik düzlemi de teoriyle çelişiyorlar. ilk olarak 1687 yılında Sir Isaac Newton... Devamı

Güneşin Sıcaklığı Kaç Derecedir

2010-12-14 00:31:00

  Güneşin Sıcaklığı Kaç Derecedir Güneş, kendi adiyla anilan sistemin merkezindedir. Güneşin Yüzey sıcaklığı yaklasik 5500 derece, merkez sıcaklığı ise en az 15 milyon derecedir. Çapi Dünyanın çapının 109 katı, Dünya'ya olan uzaklığı ise  yaklaşık 152 milyon kilometredir. Kutlesi, butun gezegenlerin toplam kutlesinin 743, Dunyanın kutlesinin ise 330.000 katidir. Butun Güneş Sistemi’nin ve tabii ki Dunyadaki hayatin enerji kaynagidir. Güneş'in Dünya'mıza uzaklığı, Güneş'in buyuklugu, Güneş'teki reaksiyonlarin gucu hep çok ince hesaplara baglidir. Bizim de yaşamımız bu çok ince hesaplarla belirlenmistir. Tum bu degerlerdeki çok ufak bir degisiklik bile Dunya'daki hayatin yok olmasina sebep olacaktir. Tum bu kritik degerlerin hem yaratilmasi, hem de devam ettirilmesi bizim hayatimizin olmazsa olmaz sartlarindandir Güneşin hem kendi ekseninde, hem de bir doğrultuya göre hareketi Dünya'nın ise kendi ekseninde, Güneş'in etrafinda, Güneş'e bağlı olarak, Ay'dan etkilenerek birçok farkli hareketi vardir. Bu çok hizli hareketlerin tumunde Dunya'miz Güneş sistemiyle, galaksisiyle hep yepyeni, her biri öncekinden farkli bir konumda bulunmaktadir. İste tum bu çok hizli, çok ince hareketlerin hiçbiri bizim Güneş'e göre konumumuzu etkilemez, Dunya'daki hayatin yok olmasina sebep olmaz. Hayatın olusması için mutlaka karbon bazli molekullere ihtiyaç vardır. Karbon bazlı molekuller ise sadece 20 °C ile +120 °C derece arasinda olusabilmektedirler. Evren'de ise yildizlarin içindeki milyarlarca derecedeki sıcaklıktan, mutlak sifir noktası olan 273.15 ° derece ye kadar çok genis bir sıcaklık araligi mevcuttur. Sadece Karbon bazli molekullerin olusmasi için gerekli sıcaklık ara... Devamı

Yıldızların Oluşumu

2010-12-14 00:30:00

  Yıldızların Oluşumu Yıldızlar çok yoğun ve görünür ışım ayı geçirmeyen yıldızlararası gaz ve toz bulutlarının ortasında doğar. Gökadamızda her yıl, Güneş kütlesinin yaklaşık üç katıyla on katı arasında değişen bir gaz kütlesi yıldıza dönüşür. Yıldızların meydana geldiği bu dev gaz ve toz bulutlarına moleküler bulutlar adı verilmektedir. Moleküler bulut terimi burada moleküllerin oluşması nedeniyle kullanılmaktadır. Moleküler bulut tek bir Yıldız oluşturacak biçimde çökmez (büzülmez). Bulut birkaç yoğunlaşmış bölgeye parçalanır. Bu yoğunlaşmış parçalar daha sonra yıldızların oluşması için çökmeye devam ederler. Bir buluttan 10 ile 1000 arasında yıldız oluşabilir. Moleküler bulutun bir parçası kritik bir kütleye ulaşırsa bu parça büzülmeye devam ederek bir yıldız oluşturabilir. Fakat moleküler bulutun bu kritik kütleye ulaşması o kadar kolay olmamaktadır. Kuramsal alanda, ort Aya çıkan büyük güçlük, onlarca ışık yılı boyutlarında son derece seyreltik yıldızlararası gazın nasıl bu ölçüde yoğunlaştığı ve Yüz binlerce kilometreyle ölçülen yıldızları oluşturduğu noktasında düğümlenir. Yıldız oluşumunda aşağıdaki süreçler gerçekleşebilmektedir. Yığılma Küçük gaz ve toz bulutlarından büyük bulutlar oluşur. Bulutlar birbirleri ile birleşerek büyürler. Yıldızlararası ortamın yoğunluğunun çok düşük olması nedeniyle bu işlem çok yavaş gelişir. Çekimsel Çökme ve ışınım basıncı Süpernova patlaması sonucu ile ort aya çıkan dalgaların etkisi ile bulutun sıkıştırılması Çekimsel güç bulutun büzülmesini sağlar. i&c... Devamı

Gezegenler ve Özellikleri

2010-06-28 12:42:00

GÜNEŞ SİSTEMİ                                  Daha önceki bölümlerde, gökyüzünü, dünyadan (öncelikle de ülkemizden) görebildiğimiz şekliyle sadece yıldız ve takımyıldızları ile göz önünde bulundurduk. Bu ve takibeden bölümlerde ise Güneş Sistemimizi ele alacağız. Bunu yaparken şimdiye dek edinilmiş bilgiler ışığında sistemde mevcut cisimlerin hepsine olabildiğince değineceğiz. Ön Bilgi Güneş sistemi; güneş, dokuz gezegen, bu gezegenlere ait yaklaşık doksan tane uydu, cok sayıda kuyruklu yıldız ve asteroid, ve madde içeren gezegenler arası ortamdan oluşmuştur. Ayrıca yeni keşfedilmiş ancak resmen isimlendirilmemiş pek çok uydu da içermektedir. Sistemin iç bölgesi, Güneş, Merkür, Venüs, Dünya ve Mars gezegenlerini, dış bölgesi ise Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Pluto gezegenlerini içerir. Gezegenlerin yörüngeleri, merkezlerinden birinde güneşin olduğu bir elips şeklindedir. Merkür ve Pluto'nun yörüngeleri nerede ise bir çember şeklindedir. Gezegenlerin yörüngeleri, dünya yörüngesi ile aşağı yukarı aynı düzlemdedir ve bu düzleme ekliptik adı verilir. Ekliptik düzlemle güneş ekvatoru arasında 7 derecelik bir fark vardır. (dünyanın ekseninin, ya da ekvator düzleminin ekliptikle yaptığı 23.5 derecelik açıyı hatırlayın). Yörüngesi ekliptikten en çok sapan gezegen (17 derece ile) Pluto'dur. Sistemin dışından (Güneşin kuzey kutbu doğrultusunda uzak bir noktadan) bakıldığında, bütün gezegenler güneş etrafında aynı yö... Devamı